YILMAZ MORGÜL    
Türk Sanat Müziğinin Usta Yorumcusu
Yılmaz Morgül

O, Türk sanat müziğinin duayen isimlerinden biri. Eşsiz sesinin yanı sıra jüri üyesi, şov programı sunucusu, survivor olarak da karşımıza çıkan Yılmaz Morgül’ü şimdilerde tiyatro sahnesinde görüyoruz. Yaptığı her işin altından başarı ile kalkmayı bilen Türk sanat müziğinin usta yorumcusu Morgül’ün en önemli özeliği ise hayatını vakıf çalışmalarına adamış olması. Türk sanat müziğini en güzel şekilde icra eden, sanat müziğini genç nesillere aktarmak için var gücüyle çabalayan Morgül, HaberHayat’a özel açıklamalarıyla sizlerle…

HABERHAYAT: Samsun’a hoş geldiniz. Nasıl buldunuz Samsun’u?

YILMAZ MORGÜL:
Konserlerim için Samsun’a daha önce de gelmiştim. Fakat o gelişlerimde, şehri gezme imkanı bulamamıştım. Bu kez uçaktan iner inmez, Mustafa Kemal Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’da Samsun’a geldiği Bandırma Gemisi’ni görmek istedim. Daha sonra Samsun’a ilk ayak bastığı yer olan iskeleye gittim. Kendisinin ve silah arkadaşlarının heykelleri ve müzedeki fotoğrafları karşısında çok etkilendim, ağladım.
Özelikle caddelerde, altın varak süslü çerçevelerdeki Cumhuriyet ve Atatürk dönemine ait fotoğrafların tanık olarak kullanılması, beni çok etkiledi. Samsun’un, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusuna göstermiş olduğu bu büyük onur karşısında çok etkilendim. Buna büyük katkı sağlayan Yusuf Ziya Yılmaz’a çok teşekkür ederim.

HABERHAYAT: “Sakın Diyorum Sakın” tiyatro oyununu sahnelemek için Samsun’dasınız. Oyundan biraz bahseder misiniz?

YILMAZ MORGÜL:
Sanat hayatımın çeşitli dönemlerinde Nejat Uygur, Gazanfer Özcan, Levent Kırca, Gönül Ülkü ve Oya Başar’dan oyunculuk dersleri almıştım. Ahmet Çevik, Sakın Diyorum Sakın tiyatro oyununda yer almamı teklif ettiğinde, dünyanın ilk sanatı olan tiyatroya, insanlarımızın daha fazla ilgi göstermesini istediğim için kabul ettim. Tiyatroya ilgi çoğalsın, Ahmet Çevik gibi değerler daha fazla bilinsin, tanınsın istediğim için böyle bir teklifi geri çevirmedim. Projeyi kabul etmemin bir diğer sebebi de insanları güldürmeyi çok sevmem. Bunun için bir komedi oyununda oynamak istedim. Oyunun isim babası da benim. Sakın Diyorum Sakın insanlık, ikili ilişkiler, sahtekarlık ve iki yüzlülük olarak nereye geldiğimizi sorguluyor. Oyunda tüm bunlara ‘dur’ anlamında ‘sakın’ kelimesini kullanıyoruz.

HABERHAYAT: Sosyal sorumluluk projeleri kapsamında önemli çalışmalar gerçekleştiriyorsunuz. Sakın Diyorum Sakın tiyatro oyununun da sosyal sorumluluk projeleriyle ilgili önemli bir işlevi var. Bu konuya değinir misiniz?

YILMAZ MORGÜL:
20 yıldır 228’in üzerinde sağlık kurumu, sosyal kurum, vakıf ve derneklerle ilgili çalışmalar yürütüyorum. Hem gönüllüyüm hem de bir fiil çalışanım. Türkiye’de ayak basmadığım nokta kalmadı. Bu yardım konserlerini sadece Türkiye genelinde değil, Avusturalya, Amerika ve Avrupa’nın her ülkesinde gerçekleştiriyorum. Yapmış olduğumuz konser çalışmalarında elde edilen gelirlerle hastaneler, okullar, yurtlar, kimsesiz çocuklar için barınma evleri yaptırıyoruz, hastanelere laboratuvarlar, diyaliz makineleri alıyoruz. Bugüne kadar binlerce engellimize akülü sandalyeler aldık. 20 yıl boyunca hep kirada oturdum çünkü dünyada kiracı olduğumuzu biliyorum. Bana ait hiçbir şey yok bende. Ses, sanatsal özellikler her şey Allah’a ait. Ona kavuşana kadar dünyada yer almamı istiyorsa alırım. Sonuna kadar insan olduğumun bilinciyle Allah’ın bana nasip etmiş olduğu ses ve diğer yeteneklerimi bu çalışmalara aktarıp, toplumun kanayan yaralarına merhem olmaya çalışıyorum.

HABERHAYAT: Türk sanat musikisini en güzel şekilde icra eden sanatçılarımızdan birisiniz. Müzik yolculuğunuz nasıl başladı?

YILMAZ MORGÜL:
Ailemde çok müzisyen olduğu için müziğe olan ilgim küçük yaşlarda başladı. En büyük dedemiz, Türkiye’nin ilk olimpiyat şampiyonu Necati Morgül, babam enstrüman sanatçısı aynı zamanda gemiciydi. Babaannem ud çalıyordu. Halam, Hacettepe Üniversitesi Müzikoloji Bölümü’nde öğretmenlik görevini sürdürüyor. Müzikle aramın çok iyi olması genetik yapıdan.
4,5 yaşından beri şarkı söylüyorum. 9 yaşında müzik eğitimine başladım. Hala eğitimim bitti, demiyorum çünkü sanat musikisi çok derin bir okyanus, binlerce eser var. Konservatuvarlar, musiki cemiyetleri, özel dersler derken Elveda İstanbul albümüyle tanınmaya başladım. Ardından diğer albüm çalışmaları geldi.

HABERHAYAT: Türk sanat müziğinde fazla albüm çıkmıyor. Türk sanat müziğinin gidişatını nasıl buluyorsunuz?

YILMAZ MORGÜL:
Türk sanat müziği bizim öz müziğimiz. Öz müziğimize, geleneğimize, göreneğimize sahip çıkmamız gerekmektedir. Ama maalesef artık Türk sanat müziği albümleri yapılmıyor. Türk sanat müziğine gönül vermiş insanların sayısı, bir elin beş parmağını geçmemektedir. Muazzez Abacı, Zeki Aytunç ve İnci Çayırlı gibi yaşayan efsaneler var ama devamı gelmiyor.
TRT kurumumuzda Türk müziği koroları var ama oralardan star çıkmıyor. En son 40 yıl önce Muazzez Abacı ve Emel Sayın çıkmış. Onlar dev bir star haline geldiler ama son 20 yıldır ülkemizde batı kökenli pop var. Geçtiğimiz günlerde, O Ses Türkiye yarışmasında Gökhan Özoğuz, “Bir gün Türkiye’de herkes rock söyleyecek” dedi. Ben de Yılmaz Morgül Şov’da, “Burası Türkiye Cumhuriyeti. Halk müziği ve sanat müziği gibi öz müziğimiz var. Siz bir gün Türk sanat müziği söyleyeceksiniz” dedim. Türkiye’de herkes Türk sanat müziğini ve Türk halk müziğini bilir. Bugünkü pop adı altında yapılan şarkıların tamamı da pop saundunda arabesktir. Neden bir şarkı üretemiyorsunuz da Türk sanat müziğinin en önemli en değerli eserlerini, cover adı altında yeniden yorumlamaya çalışıyorsunuz? Bazı pop sanatçıları kesinlikle Türk sanat müziği okumasın. Çünkü onlarda ne böyle bir ses ne de doğuştan bir hançere bulunmamaktadır. Türk müziğini katlediyorlar. Yılmaz Morgül böyle bir şey söylemiş, ben aksini savunuyorum, diyen biri varsa da benimle aynı sahnede yer alsın.

HABERHAYAT: Türk sanat musikisini günümüzde en iyi kimler icra ediyor? Müzik yolculuğunuzda Türk sanat müziğinde örnek aldığınız isimler oldu mu?

YILMAZ MORGÜL:
Rahmetli Hocam Müzeyyen Senar, yaşayan efsane Mustafa Sağyaşar ve Zekayi Tuncay’ı çok seviyorum. Çok değerli yorumcumuz, bestecimiz Muazzez Abacı’ya aşığım. Muazzez Abacı’nın, bir bankanın kültür yayınları için yapmış olduğu albümleri dinleyerek büyüdüm.

HABERHAYAT: Sizin için yeni Zeki Müren diyorlar. Bu benzetme ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

YILMAZ MORGÜL:
Zeki Müren’i de rahmetle anıyorum. İnsanlar “Siz Türkiye’nin Zeki Müren’isiniz “diyor. Bu halkın teveccühü, insanların bana yakıştırdığı güzellik. İcra ettiğim müziğin değerleri olarak onları yaşatmaya çalışıyorum. Her albümümde, mutlaka bir Zeki Müren şarkısı okumaya çalışıyorum.

HABERHAYAT: Bir dönem Dominik’in zorlu şartlarında survivor olarak da karşımıza çıktınız. Nasıl bir deneyimdi sizin için?

YILMAZ MORGÜL:
Survivor hayatımda katılamayacağım tek televizyon programıydı, çünkü Survivor döneminde Yılmaz Morgül Şov adlı müzik eğlence programını yapıyordum. Acun Ilıcalı toplantıya çağırıp, Survivor yarışmasına katılmamı teklif ettiğinde, “Hiçbir zaman kabul etmeyeceğim tek program, imkansız, Survivor’a katılamam. Programı hiç seyretmedim” dedim. Neden? dedi. Ben program yapıyorum, dedim. Çünkü haftada bir gün TV 8.5’te Yılmaz Morgül Şov isimli canlı yayın programım var. Haftada 3 gün sosyal vakıf derneği için Türkiye’nin ve dünyanın her yerinde hiçbir ücret almadan konser veriyorum. Acun, “Sayın Morgül, çalışmış olduğunuz yüzlerce vakfın arasında 38 tane çocuk sağlığı vakfı varmış. Biz sizi bu çocuk vakıflarının temsilcisi, rengi olarak Survivor’a davet ediyoruz. Yarışmada birinci kim olursa olsun, onun alacağı ücretin yarısını bu vakfa aktaracağız” dedi. Bu noktadan sonra benim için aklan sular durdu, teklifi kabul ettim. Survivor yarışmasına katılarak hem çocuklar için bir şeyler yapmış hem de Acun Ilıcalı gibi çok değerli bir şahsiyet tanımış oldum.
Babamı 5 yaşında kaybettim. Kimseden görmediğim babalığı Acun Ilıcalı’dan gördüm. Acun Ilıcalı benim mahşer kardeşimdir. İnsanları yakından tanımak gerekiyor. Üç bine yakın insana iş imkanı sağlıyor. Kendisine, “Keşke ben de sizin gibi işveren olsam da yüzlerce, binlerce insanın geçimini sağlasam” dedim. Onu çok takdir ediyorum.

HABERHAYAT: Survivor şartlarında zorlanmadınız mı?

YILMAZ MORGÜL:
Türk sanat müziği sanatçısıyım. İstanbul beyefendisiyim ama sporcu bir aileden geliyorum. Ailemde milli güreşçiler, milli boksörler, maratoncular var. Ben de çocukluğumdan itibaren bu yarışmalarda yer aldım. Güçlü bir beden yapım var. Belki de neslimin son örneklerinden biriyim. GDO’lu yiyecekler yememiş, bu yüzden sağlıklı bir bedene sahip biri olarak, sporcu kimliğim zaten vardı. Bu durumun yarışmada çok katkısı oldu. Survivor’a hazırlık yapmadan gittim. 20 yaş kuşaklarının karşısındayım. Yarışmacıların hepsi farklı kültür ve yapılardan geldikleri için anlaşabileceğim insanlar değildi. O yüzden, kendi barakamı kendim yaptım ve onlardan ayrıldım. Survivor dünyanın en zor yarışması. Gücümle oradaki genç yarışmacıları yenmeyi başardım. Aslında Survivor’a sonuna kadar devam edebilirdim.

HABERHAYAT: Peki, neden devam etmediniz?

YILMAZ MORGÜL:
72 kilodan 58 kiloya düştüm. Ödül kazanamadığımız için haftalarca aç kaldık. Takımda herkes Hindistan cevizi yiyordu, ama ben yiyemiyorum. O yüzden, sadece suyla yaşıyor gibiydim. Kemiklerim sayılır olmuştu.

HABERHAYAT: Rising Star Türkiye’de Jüri üyeliği de yaptınız. Özellikle şıklığınız ve özel tasarım gözlüklerinizle dikkatleri üzerinize topladınız…

YILMAZ MORGÜL:
O gözlüklerin hepsi benim tasarımım. Sanatın her dalını çok seviyorum. O bir şov programıydı. Gözlüklerim ve kıyafetlerimin dışında konuşulması gereken bir şey de bir jüri üyesi olarak gerçeklerin yanında olan beyanatlarda bulunmamdı. Örneğin; bir yarışmacı geldiğinde onu güzelliği ya da yakışıklılığı ile değil; sesi, eğitimi, şarkı söyleme yeteneğine göre değerlendiriyordum. Yeri geldiğinde de “Bu sesiniz sadece hobiniz olsun, ekmeğinizi lütfen bugüne kadar kazandığınız işten kazanmaya devam edin” demiş ve çok alkış almışımdır.

HABERHAYAT: İlk Yılmaz Morgül’den bugüne neler değişti?

YILMAZ MORGÜL:
20 yıldır, değişen bir Yılmaz Morgül yok. Yola ilk çıktığımda heyecanım nasılsa, bugün de aynı şekilde sanatımı icra ediyorum. Müzik yolculuğumda ilk günden beri beni yok etmeye çalışan, çocukluğumda hayran olduğum ama müzik dünyaya girdikten sonra hayranlığımı kaybettiğim kişiler oldu. Bana yapılanlar karşısında sukut- ı hayale uğradım, ama yine de saygıda kusur etmedim. Atatürk diyor ki: “Sanatçı, alnında ışığı ilk hisseden insandır.” Bu şu demektir: Hangi ülkenin sanatçısıysanız o ülkenin bütün hayat şartlarını, yaşam koşullarını bilmelisiniz. Bu ülkede asgari ücret nedir, insanların yaşam standartları nelerdir? Bunu bilmek lazım. Sizi alkışlayan, bir noktaya getiren insanların karşısına lüks evlerinizi, garajınızdaki klasik ve spor otomobilleri sergileyerek insanlarla alay edemezsiniz. Yıllar içerisinde bunları gözlemledim. Ben sanatçıyım, diyen hiç kimsenin halkın karşısında bunları yapmaya hakkı olmadığını düşünüyorum. Yıllardır kirada oturuyorum. Kredi çekip kendime stüdyo daire almayı düşünüyorum. Yerleşik şeylere sahip olmak umurumda değil. Sadece Allah’ın yanına iyi bir kul olarak gitmek istiyorum. “Bu dünyada ne yaptın?” diye sorduklarında, bu yaptığım güzel şeyler karşıma çıksın istiyorum.

HABERHAYAT: Gençlere tavsiyeleriniz neler?

YILMAZ MORGÜL:
Müzik dünyası günden güne kurumsal olarak çöküyor. Telif hakları ödenmediği için sanatçılar çok zor şartlar içerisinde yaşıyorlar. Sanat camiasının, sürekli ekranlarda görünen 20-25 kişiden oluştuğu zannediliyor. Oysa gerçek sanatçılar, bu sanattan haberi olmayan magazinsel figürler yüzünden işsiz kalıyor, sanatlarını icra edemiyor.

HABERHAYAT: Son olarak neler söylemek istersiniz?

YILMAZ MORGÜL:
HaberHayat dergisi aracılığıyla bütün okurlarınıza kendi felsefemi söylemek istiyorum. Herkes bedeninde 3 tane ot yetiştirsin. Birinci ot ‘çok da tındın’ otu. Yani hiç kimsenin etlisine sütlüsüne karışmamak, yargılamamak, kınamamak, dalga geçmemek, umursamamak anlamına gelmektedir. İkinci ot ‘sana ne, kime ne’ otudur. Sen önce kendine bak, başkalarına yorum yapmaya hakkın olmadığını gör anlamına gelir. Üçüncü ot ise ‘he he ‘otu. 1 avuç çok da tındın, 5 avuç sana ne, kime ne otu, 1 avuç ise he he otu olacak. Bu üç otu yetiştirirseniz çok huzurlu ve mutlu olabilirsiniz.
Dünyada hiç kimse kalp kırmasın, hayatları boyunca inançlı olsunlar. Huzurlu ve sağlıklı yaşamanın ana kuralı kesinlikle ama kesinlikle kimseyi kırmadan yaşamaktır.
Mehtap YILDIZ





RÖPORTAJLAR
 
Telif Hakkı © Haber Medya Grubu
RSS Samsun haber İletişim