SEFA ARALAN    

                                                      BİR ANI YAZISI

Rahmetli babam Halil Aralan, 1950’li yıllardan 1994 yılına kadar, o günlerde Samsun’da yayınlanmakta olan “Demokrasinin Müdafii”, “Demokrat Canik”, “Samsun Karadeniz Postası” ile kurucusu ve sahibi olduğu “Çarşamba Ekspres” gazetelerinde çeşitli makaleler yazmış eski bir gazeteci idi. En son “Samsun Karadeniz Postası”nda 15 yıla yakın köşe yazarlığı yapmış ve bu müddet içinde çıkan yazılarının pek çoğu tarafımdan dosyalanarak arşiv haline getirilmiştir.

Geçen gün bunları karıştırırken, Atatürk’ü gördüğü ilk günkü anısını yazdığı 10 Kasım 1975 tarihli Samsun Karadeniz Postası’ndaki yazısını sizlerle paylaşmak istedim.

HALİL ARALAN

                                                 NEYDİ O GÜNLER

İstiklal Savaşı zaferle sona ermiş, Anadolu düşmandan temizlenmişti. Türkiye’yi yok etmek için birleşen en kudretli devletler bile onun karşısında diz çökmüşlerdi. İşte o büyük adamın adı Mustafa Kemal’di ki düşmanların korktuğu, ürktüğü ve sonradan da saydığı, sevdiği ve hayranı oldukları Mustafa Kemal…

O tarihlerde on yedi yaşında bir çocuktum. Ulusal bayramlarda görülmemiş bir şekilde şenlikler ve coşkunluklarla çınlardı ortalık. Onun devrinde bugünkü gibi birbirimizle didişmek şöyle dursun, tek vücut halinde bir kale idik sanki. Yurdun herhangi bir köşesinde Gazi Paşa geliyor denildi mi, sevincinden ayağa kalkardı o çevreler. Hiç unutmam, 1930’larda bir gün okul müdürümüz, “Gazi Hazretleri teşrif buyuracaklar Samsun’a” demişti bizlere. Onu görebilmek bir mesele olduğu için, nasıl hazırlanacağımızı şaşırır gibi olmuştuk. Liseye teşrif ettiler, sınıfların bazılarını dolaştılar ama ne yazık ki bizim sınıfımız bu şerefe ulaşamayanlar arasında idi. Çantamı kaptığım gibi onu takibe koyuldum ve nihayet halen Sıtma Savaş Dairesi’nin ( Şimdiki Sağlık Müdürlüğü’nün olduğu yer) bulunduğu bina olan, o zamanki Türk Ocağı’nda görebilmek fırsatını bulmuştum. Samsun ve sokakları hep onu yakından görebilme amacıyla tıklım tıklım doluydu. Türk Ocağı’na girebilmek imkansızdı ama çocukluğun getirdiği çeviklikle kalabalıkları yardım ve dış kapının demirlerine çıktım. Heyecanla Gazi’nin çıkmasını bekleyenler arasında idim. “İşte geliyor” dediler. “Yaşa, var ol!” sesleri semalara kadar yükseliyordu. Türk Ocağı’nın dış merdivenlerine doğru ilerlemeye başladılar. Gri bir palto vardı üzerlerinde. O zamanlar moda olan baston taşıma nedeniyle bir elinde bastonu, bir elinde şapkası dimdik ve sert adımlarla şimşek gibi bakışlarla bize doğru yaklaşmaya başladılar. Bütün o hıncahınç kalabalığa ve hepimize güler yüzle iltifatlar saçıyordu.

Maiyetlerinde o devrin şanlı adamları, paşalar, yaverler hep onu takip etmekteydiler. Ne yazık ki bu saadetimiz çok sürmedi. Onu bekleyen arabalardan birine bindiler, halkı ayakta bir daha selamlayarak ayrıldılar.

Onun büyüklüğü hakkında şöyle bir tarif yapabiliriz belki: Dünya kurulduğundan bugüne kadar gelip geçen insanlar sağ olsalardı da onları engin düzlüklere bıraksalardı, Atatürk de bunların arasında olsaydı. Bu mahşeri kalabalıkta, onun başı bir karış daha üstte görünürdü. Çünkü tarih kitaplarında büyük adamlar çoktur ama böylesine, bu şekilde ve bu bakışta olanına rastlanmamıştır.

İşte bu nedenle 10 Kasım 1938’de dünya orduları dahi gelip onun aziz naaşı önünde eğilmişler hatta gözyaşları dökmüşlerdi. Ne yazık ki Türk olduğumuz halde bizde yine de Atatürk düşmanları vardır.

 

 


Köşe Yazıları
 
Telif Hakkı © Haber Medya Grubu
RSS Samsun haber İletişim