UZM. PSİKOLOG SAİME ÇAĞLI    

                                                           MUTLULUK

‘Hayatımın en mutlu anıymış  bilmiyordum’

Masumiyet Müzesi

Bu cümle ile başlar Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi kitabı. Bir aşkı anlatır, umutsuz, hüzünlü ve takıntılı.Takıntılı; çünkü aşkın kendisi takıntı bozukluğu diye düşünüyorum ama keyifli bir takıntı diyelim, zira kahraman hiç de mutsuz değildir romanda.

Filozoflar, mutluluğu insan eylemlerinin en yüksek ve nihai güdümleyicisi olarak görmüşlerdir. Mutlu yaşamın nasıl olacağıyla ilgili düşünürlerin ortaya koyduğu birçok görüş olmuştur tarih boyunca. Aristoteles’e göre bireyi mutluluğa ve huzura götüren, erdemli bir yaşam sürmesidir. Mutluluk insan yaşamının amacıdır ve tüm insanlar mutluluğu arar. Psikologlar ise, ağırlıklı olarak insanların doyumsuz ve mutsuz olduğunu düşünmüştür. Olumlu yaşam durumu ve duygulanma biçimleri üzerinde ya hiç durulmamış ya da olumlu duyguların olumsuz duyguların yokluğunda kendiliğinden oluşan özellikler olduğu varsayılmıştır. Olumlu olan zaten olumludur, sorunsuzdur yani.

Doğamız gereği haz odaklıyızdır, her daim mutlu olmak isteriz. Haz odaklı olmak, yaşamla savaşımızda nerede olduğumuzu, nasıl yaşadığımızı, belirler ve hatta nasıl öleceğimizi de.

Mutlu olmak, bütün özlemlerimize eksiksiz ve sürekli ulaşmak isteriz. Bu mümkün mü peki?

Psikanalistler, kaybettiğimiz cennetin anne karnı olduğunu söyler. Bizse dünyaya fırlatıldık.

İnsan bu hüznü ile tamamlamaya çalışır yaşamını, aslında hiç tamamlayamaz, bir şeyler hep eksik kalır. Belki de bu yüzden aşık olur, tamamlamaya çalışırız eksik yanımızı. Masumiyet Müzesi’ ndeki kahramanımız da tam olarak bu eksiği tamamlama arzusunu doyurmaya çalışmış olmalı bütün roman boyunca.

Nasıl mutlu olacağız o zaman, bu şekilde bakınca çok mümkün görünmüyor.

Bir an mutlu olur bir an sonra da mutsuz olabilirsiniz. Bilim adamları fizyolojik olarak da bu durumu açıklıyorlar. Bilincin bir olayı ya da durumu yorumlayabilmesi için yaklaşık 500 milisaniyelik bir zaman gerekiyor. Bu da mutlu olduğumuzu anlamamız için bile zaman geçmesi gerektiği anlamına geliyor. Bu nedenle olsa gerek güzel hatırlanan hep geçmiş oluyor. “Ne güzel günlerdi ’ diye hatırlıyoruz geçmişi. Mutluluk yaşanmayıp hatırlanan bir şey olabilir mi? Bu yorum, Nobel ödüllü psikolog Daniel Kahneman’ın şimdiki zamanı gelecekte daha iyi tanımlamak ile ilgili görüşünü de destekliyor olmalı. Şimdiki zamanı gelecekte oluştururuz.

Mutluluk yaşanan değil hatırlanan bir şey olabilse de aynı zamanda mutlu olmak bir kapasite meselesi olabilir mi?

Kesinlikle!

Mutluluk ya da mutsuzluk neyi tercih ettiğiniz ile ilgilidir çoğu zaman. İçinde olduğumuz durumdan

memnuniyetsizlik aynı zamanda kendimizi geliştirmenin de bir yolu olabilir.

İnsanlar doğuştan iyimser bir mekanizma ile dünyaya geliyor. Bu mekanizmanın işlemesi için zaman içinde beceri geliştirmemiz gerekir. Hayatınızın size getirdiği olumsuzluklar onları nasıl karşılayacağınıza bağlı olarak değişir.

İnsanları neyin mutlu ettiğine dair yapılan çalışmalarda ‘Sosyallik ve kabul görmek’ üst sıralarda yer alıyor. “Ne mutsuz eder?” diye sorulduğunda ise “Yargılanmak” yanıtı verilmiş.

İnsanlar diğerleri tarafından kabul gördüğünde mutlu oluyorsa, kendimizi kabul de önemli değil mi? Kişilik özellikleri ile mutlu hissetmek arasında bir ilişki olup olmadığını araştıran çalışmalarda;

dışadönük ve iyimser olmak mutlu olmak ile ilişkili bulunmuş, nevrotik (gergin, huzursuz ) özelliklere

sahip olan insanların da çok kolay mutsuz hissettikleri belirlenmiş.

İnsanların çoğu kendisini belli koşullar altında kabul eder; başarılıdır, önemli insanların onayını alıyordur, güzeldir ya da çok parası vardır. Benliğiniz için mutlaka yerine getirmeniz gerektiğine karar verdiğiniz koşulları yerine getiremediğinizde değersiz, işe yaramaz biri gibi hissedersiniz. Neden?

Çünkü benlik değerinizi koşullar ile tanımlıyorsunuzdur. Kim yüzde yüz iyi ya da kötü olabilir ki?

Kimse sürekli olarak değerli ya da değersiz de olamaz. Kişiliğimize puan verdiğimizde kendimizi engeller ve beklenti içine girmiş oluruz. ‘Ben iyiyim, ben mutluyum’ demek yerine ‘Bana iyi hissettiren durumlar ya da beni mutlu eden şeyler’ şeklinde yaklaşmak daha doğrudur. Başka bir deyişle; ‘Şu anda hayatta ve zevk alan biriyim, kişiliğim ile ilgili bütüncül bir değerlendirme yapmadan ve acıdan öğrenebileceklerimi de fark ederek mutlu bir yaşam sürmeyi nasıl başarabilirim?’ demeyi tercih edebilirsiniz.

Biz istediğimiz her şeye ulaşamayacağız, buna katlanabilme becerisini geliştiren kişiler yaşamlarında daha mutlu olabilir.

Masumiyet Müzesi’nin sonunda  Kemal, sevgilisi Füsun’a ait binlerce eşya toplamıştır. Bunların 4213 adeti Füsun’un içtiği sigaraların izmaritlerden oluşmaktadır.

Son cümlesinde ise Kemal, “Herkes bilsin çok mutlu bir hayat yaşadım” der.


Köşe Yazıları
 
Telif Hakkı © Haber Medya Grubu
RSS Samsun haber İletişim