UZM. DR. SERKAN SÜREN    

                         HEP EĞLENCE HEP DERS, NE KADAR EĞLENCE NE KADAR DERS

Okullarda birinci yarıyılın sonlarına yaklaşıldığı şu günlerde, sömestr tatilinin nasıl geçirilmesi gerektiği, hem basın hem de aileler tarafından cevabı aranan soruların başında gelmekte.

En ideal tatil nasıl olmalı sorusunun tek bir doğru yanıtı olması için, bütün ailelerin benzer ekonomik koşullarda, çoğu çocuğun benzer akademik başarıda ya da tüm anne babaların benzer kişilik özellikleri ve gelecek planlarına sahip olmaları gerekirdi.

Sayılan temel niteliklerde ortak bir paydanın olmaması nedeniyle,  tek bir doğru arayışı yerine, genellenebilir evrensel gerçeklerden, her ailenin kendine has çıkarımlar yapması en ideal olanıdır.

Bu açıdan bakıldığında “Kalk artık televizyonun başından, yeter artık bırak şu tableti, biraz soru çöz eksiklerini tamamla’’ argümanlarının dışına çıkamayan ebeveynler için, yarıyıl sürecinin tatil olmaktan çıkıp işkenceye, dinlendirici olmayı geçip oldukça yıpratıcı bir sürece dönüşebilir.

Bu söylenenden, çocukların yatma kalkma saat ve düzenlerinin tamamen bozulmasına müsaade edilmesi, elektronik eşyalar ile saatlerce zaman geçirilmesine göz yumulması veya hiç kitap yüzü açılmamasına seyirci kalınması anlamı çıkarılmamalıdır.

Yatma kalkma saatlerindeki gecikmelere tolerans gösterilmeli, ikinci döneme başlarken bocalanılmayacak ölçüde serbestisite sunulmalı.

Gece geç saatlere kadar bilgisayar, TV ve telefon ile meşguliyetin önlenmesi ön koşulu ile tatilde çocukların bir iki saat kadar geç yatmasına izin verilebilir. 

Bütün düzenin bozulması anlamına gelmeyecek bu tutum ile okul zamanlarındaki yatma kalkma saatlerinin tatilde aynen uygulanmasının, çocuk tarafından cezalandırıcı bir davranış olarak algılanmasının da önüne geçilmiş olur.

Hep eğlence hep ders ne kadar eğlence ne kadar ders…

Tatilin kısalığı dikkate alındığında, tüm akademik açıklıkların bu sürede kapatılmaya çalışılması ile istenilen sonuca ulaşılamayacağı gibi tatilin eğlence kısmının da ihmal edilmesine yol açabilir.

Özellikle zorlanılan derslerde,  gün içerisinde beynin en dinç olduğu zaman diliminde (sabah kalkıp kahvaltı yapıldıktan sonraki bir saat süresince) çalışmak ağır bir ders yükü anlamına gelmez. Günün diğer saatlerinde ders çalışılması için baskı kurulmayıp, çocuğun bireysel hobilerine yönelik aktivitelere izin verilmesi uygun olacaktır.

Etkinliklerin ev dışı ve ailecek katılımlı olarak planlanması, çocuğu elektronik kölelikten uzaklaştıracağı gibi hem sosyalleşme hem de aile içi bağların güçlenmesi gibi ikincil kazançları da beraberinde getirecektir.

Düzenli bir spor etkinliğine başlangıç için iyi bir fırsat olabilir.

Spor etkinlikleri, çocuğun hem fiziksel hem sosyal gelişimine katkı sağlama, hem de dikkat arttırıcı birçok doğal kimyasalın beyindeki üretimini hızlandırma potansiyeline sahiptir.

Dövüş sporları da dahil olmak üzere; bir eğitmen öncülüğünde yürütülen bu tür düzenli spor etkinlikleri, evin önünde top oynamanın çok ötesinde fayda sağlar. (disiplin, yenilgiye tahammül edebilme, kazanmayı ve kaybetmeyi takım arkadaşları ile paylaşabilme vs).

Çocuğun bireysel yetenekleri ve kendi arzuları ışığında bir spor aktivitesine yönelimin sağlanması bu dönemdeki önemli bir kazanım olarak değerlendirilebilir.

Kötü gelen karneye çocuğum üzülmesin diye hiç tepki vermemeli miyiz?

Başarısız bir karneye anne baba tarafından verilecek uç tepkiler, çocukta karamsarlık, umutsuzluk, asilik, hırçınlık ve umursamazlık gibi davranışsal bozulmalara neden olabilir. İkinci dönem okul başarısı ve gayreti daha da düşebilir. Genetik olarak yatkın kimi çocuklarda okul fobisi, akut stres bozukluğu gibi tıbbi tanılar gelişebilir.

İstenilen şekilde gelmeyen bir karneye en ideal tepki, olumsuz sonucun nedenlerine yönelik öğretmen ve ailenin baş başa verip neyin eksik olduğunu soğukkanlı bir şekilde değerlendirmesi olmalıdır.

Yeterince gayret etmemenin altında dikkat eksikliği bozukluğu,  iyi çalışıldığı halde yükselmeyen notların altında özgül öğrenme güçlüğü, konuyu bilip sınavlarda yapamamanın altında anksiyete bozukluğu veya performans anksiyetesi gibi tıbbi müdahale gerektirir durumlar olabilir.

Bu farkındalığa sahip olmadan, ön yargılı davranıp başarısız notları çocuğun sorumsuz, umursuz veya tembel olması ile açıklanmaya kalkılırsa ciddi bir yanılgıya düşülebilir.

Çocuğa hiç hak etmediği olumsuz duygular yaşatmamak, iyi anne baba olmakla, iyi anne baba olmak ise bilinçli ve farkındalığı yüksek bireyler olmakla mümkündür.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Köşe Yazıları
 
Telif Hakkı © Haber Medya Grubu
RSS Samsun haber İletişim