DÜŞBAZ / KAAN ALİ KOLCUOĞLU    

DÜŞBAZ

KALEYE MUM DİKEN YALANCI

“Heeyyytttt kim ulen bu memleketin ağası?”

Bildik bir replik değil mi? ama sinemadan değil sokaktan!

Ne bekliyoruz her an kapımızı çalmasını mı?

Yoksa kuytu bir köşe mi?

Saklanmak mı son çare?

Ya kaçmak, gizlenmek!

İnlere girmek mesela akşam 21.00’da, boşaltmak sokakları teslim etmek sarhoşlara, ayyaşlara, psikopatlara…

Kimin garantisi var?!!

Yaşam, ölmek ve öldürmek arasındaki çizgiyi kim belirliyor?

Ve neye dair bu kadar ölüm bu kadar şiddet…!

Sizce bir insan neden silah sahibi olur veya olmalı?

Cevap basit “mutfak camından uyuyan adama tam sekiz el sıkabilmek” için… Hatırladınız değil mi?

Kimse martaval okumasın silah savunmak içindir diye!

Özellikle ateşleyici silahların savunma amaçlı taşınması kadar saçma bir mazeret olabilir mi?

Savunma amaçlı taşıyan kişi savunurken dolaylı olarak saldırgan olmaz mı?

Bir ara silah bırakma kampanyaları vardı dağa mı kaçtı?

Sözüm ona bir iki bürokrat, sanatçı bulundurma veya taşıma silahlarını teslim etmişlerdi ve bizde bak kampanya işe yaradı darısı diğer silah sahiplerinin başına diyorduk…

Nerdeee!!????

Çatır çatır kamu spotları dönüyor “hayatları karartmayalım” diye umursayan kim?

Çok mu zor hayal etmek, hayali; gerçekliğe taşımak?

Kimsenin kimseyi kırmadığı ve hakkını hukuk yoluyla aradığı bir şehir, bir ülke…

Ama mevcut yasalardan memnun değil ki ülkemin insanları kendi usullerince halletme yoluna gidiyorlar!!!

Hem karşıyı hem kendi ölüm fermanlarını imzalarlarken geride gözü yaşlı analar babalar, salya sümük çocuklar bırakıyorlar…

Hatırlayınız; “Samsun'da bıçaklama olaylarındaki artış üzerine her türlü bıçak taşımaya ve bulundurmaya yasak getirilmesi üzerine; Polis, seyyar satıcılar da dahil yaptığı uygulamada 281 bıçağa el koymuştu…”

Bravo deyip alkışlamıştık Emniyet Müdürlüğünü…

Ee bir yerden başlamak lazım…

Lazım da av malzemeleri satan yerleri ne yapacağız bıçağa da ruhsat mı verilecek…?

Ya mutfak malzemesi satan yerler, evlerimiz yani nereye kadar?

Kabahatler kanuna göre bıçak taşımanın bedeli?

189 TL’cik!!!

Nihayet… Ve devamında gelen haber;

“Polis; yer, zaman ve taşıyan kişinin suç eğilimi gibi kıstasları dikkate alarak, bıçak ve sopa gibi yaralayıcı alet taşıyan kişileri savcının talebine göre gözaltına alabilecek. Bu kişiler 3 aya kadar hapis ya da idari para cezası istemiyle yargılanacak.”

Harikulade, ama:

Tekrarında, ya yine tekrarı olursa!!!?

İnsanlar yasadan korkacaklar ki silah ya da benzeri aletlerden sakınabilsinler kendilerini…

Yasalarına güvenecekler ki mahkemede arayabilecekler haklarını…

Sahi insan niye silah sahibi olmalı?

Kimisi tutku diyor adına kimi hasmım var…

Ve çok ilginç akıl sağlığı raporu Devlet hastanesinde veriliyor…

Ama Devlet sormuyor tırnak içinde silah taşımak isteyen bir insan çok normal midir diye?!!

Ve Devletin büyüklüğünün zafiyeti düşüyor sayfalara hasımlar kırarken birbirlerini…

Taşıma ruhsatında istenen belge diyor ya “can güvenliği tehdidi varsa” bununla ilgili belgenin getirilmesine…

Adam resmen ihbar ediyor kendini…

Veriyor Devlet silahını legalleştiriyor silahın hükmünü…

Adam gidip vuruyor silah oluyor hükümlü…

Niye yasa böyle…

Şiddet bitmiyor sadece şekil değiştiriyor...

Kendini farklı yaşamlarda, farklı formlarda ifade ediyor...

Müthiş bir kurnazlıkla gündem yaratırken; gündemi takip eden bizler hangisine üzüleceğimizi karıştırıyoruz.

Akıl bulanıklığı yaşıyoruz adeta!..

Sokakta, evde, işte nefes alınan her yerde besliyor kendini...

Kimi gün bir çocuğun yanaklarında, kimi gün ise bir tetikçinin soğuk namlusunda...

Bıçak sırtı yaşıyoruz!

Adı, sanı, nedeni önemsizlik taşıyor eylemin gerçekleştiği ana kadar...

Sonrası veryansınlar başlıyor...

Şiddete hayır sloganları...

Şiddete hayır pankartları...

Kahrolsun şiddet, çok yaşa!!!

Neydi lan?

Çok yaşa olan neydi?!!

Yaşaması gereken neydi?!!

Hatırlayan, sesimi duyan var mı?

Aslında var olmayan sadece birilerini değil kendimize de kandırdığımız, yalana alıştığımız ve her gün dolaylı dolaysız şiddete toplumca başvurduğumuzun karşıtı olan neydi?

Dedim ya şiddet güncemizden hiç düşmüyor!

Kuşlu, kelebekli masallar alıp / satıyoruz

Verilen vaatleri iyi uykular ninnisine yatırıyoruz

Peydahlanmış kabadayı bozmalarının namına nam katıyoruz!

Oysa o bakışı hepimiz tanıyoruz...

Yeriz, bitiririz kendimizi...

Hırsımızın kurbanı olur ve birçoğumuzda ise cinnete dönüşür...

Sonrası; gözüm dönmüştü hatırlamıyorum martavalları...

Sen dönmüş olan gözüne sadece sebep arıyordun...

Bu senin içinde vardı ve buldun onu.

Biliriz belde silahla egonun yüksekliğini

Ve çok görmeyiz kızarken ben yapmam diyenin kaleye mum diken yalancı olduğunu...

Şımartır insanı...

Şımarır sırtı...

Asıl sorulması gereken sorular bunlar olsa gerek...

Eğer sormaz isek çok geç olacak

Ne için mi?

İçimizde her gün an be an ölen insanlık için...

Oysa bir zamanlar

Oyunlar oynardık çocukken ve birer şakaydı arkadaşlarımıza tuttuğumuz tabancalar...
Oyuncaktılar… 
Kimisi su atardı kimisi mantar

Bilemedik yıllar sonra adam vurmaya alışacağımızı!!!

Hatırlatmak ve unutturmamak lazım: Duvardaki fişek dolu tüfeği doğrulttu daha onuna basmamış çocuk dokuzunu hiç göremeyecek bir başka çocuğa, şakaydı ya ne de olsa…! 

En az suçlunun kendisi kadar suçluyuz!

Toplum yaratır suçu ve suçluyu!

Olanı biteni görmezden geldikçe, yasaların bize sağladığı olanakları kullanmadığımız sürece, birbirimizden bu denli nefret ettiğimiz sürece, yalanlara boğulduğumuz sürece birer birer öleceğiz…

Ölmeyelim güzel yarınlar için yaşayalım, yaşatalım

Hoşça kalın…

 

 

 

 

 

 


Köşe Yazıları
 
Telif Hakkı © Haber Medya Grubu
RSS Samsun haber İletişim